1Yonca tarlası, açık gökyüzünün altında genişçe uzanıyordu. Twilight Sparkle önce girdi, kanatlarını mor yanlarına yaslamış, boynuzu ise son sıcak ışığı yakalıyordu.
2Arkasından kıvırcık yelesiyle Pinkie Pie sekerek geldi. "Geldik mi? Burası mıymış?" diye şarkı söyledi, yoncaların arasında neşeyle kendi etrafında döndü.
3Sepetleri ve sandviçleri yoktu. Ama Twilight başını kaldırıp baktı. "Bak. Pikniğimiz zaten önümüzde serili."
4Üstlerinde bulutlar yavaşça sürükleniyordu. Parlak, tertemiz beyaz, yüksek dağların taze karı gibiydiler.
5Güneş biraz daha alçaldı ve bulutların kenarlarına şeftali rengi ilişti. Pinkie hayranlıkla iç çekti. "O mantar şeftaliye döndü! Kocaman bir çörek gibi görünüyor!"
6"Şeftali," dedi Twilight kısık bir sesle, kelimeyi görünmez bir tahtaya yazıyormuş gibi. "Sıcak şeftali."
7Twilight gerçekten, şaşkın bir kahkaha attı. Yukarıdaki leylak rengindeki buluta baktı ve göğsünde huzurlu, içten bir sıcaklık hissetti.
8"O leylak renkli bir tavşan," diye ilan etti Pinkie kararlı bir şekilde. "Çok uzun kulaklı ve şaşkın bakışlı."
9Pinkie'nin sesi hafifledi. "O kadar çok renk var ki. Hepsi aynı anda, aynı gökyüzünde."
10Beyaz, şeftali, leylak ve mavi bir arada parlıyordu. "Gökyüzü asla sadece birini seçmez," dedi Twilight. Pinkie yoncaların içine çenesini koyarken bulutlar süzülmeye devam etti.
